İlk bölümü okumadıysanız: Tahta Kanat - Merak
Buluş
Sabahın ilk ışıklarıyla uyandım. Gece perisi eteklerini toplamış, karanlığın yerini aydınlık almıştı. Yola çıktım. Yollardan tek tük arabalar geçiyordu; pencerelere baktım şairler uyumak üzere hazırlanıyorlardı. Anneler sobayı yakmaya başlamış, çocuklarını uyandırıyordu. Doğuhan vardı arada dükkana uğrayıp benimle oynayan, uzun uzun beni izleyen. Sabahın keskin ayazında pencerede beklerken gördüm. İşten gelen babasına el sallıyordu. Öbür yanıma baktığımda ise uyanmamış çocuklarına bir öpücük kondurup giden başka bir baba vardı. Buralarda öyledir ki çocuğun babayı bir hafta görmediği olur. Aynı evde yaşarlar ancak karşılaşmazlar. Hayat der geçerler. Bir süre daha uçtuktan sonra altımdan bir mavi dalgası geçti. Okullarına gidiyorlar. Boyları kadar çantalar ile yürüyüşe geçen bu çocukların okulda hayatlarına dokunan bir öğretmen bulması yeterli. Bir yandan kendi hayat kavgasını sürdürürken öbür yanda da başka hayatlar silinmesin diye mücadelesini sürdürmeli öğretmen. Kalabalık yavaştan dağıldı ve bir bir zil sesleri duyuldu uzaklardan. Dünkü patırtının sahipleri ile görüşmem için daha zaman var gibi. Okula gidip teneffüs aralarında çocuklara güzel bir gösteri yaptım. Her teneffüste seyircim de kalabalıklaşıyordu. Son gösterimden de alkışlar ve kantinden getirilen birkaç parça simitle ayrıldım. Bir süre sonra yorulup ara sokağa gidip güneşi gören bir yerde uyudum.
![]() |
| *Elbette Tahta Kanat daha gelişmiş bir teknolojiye sahip |
Ormanda birbirine çarpan ağaçlar ve garip metalik seslerin arasından korkuyla sıyrılmaya çalışırken birden gözlerimi açtım. Sağıma soluma bakındığım sıra yine o sesler gelmeye başladı. Sesin geldiği yöne bakınca bir grup çocuğun heyecanla zıpladıklarını gördüm. Yanlış görmüyorsam bu kocaman bir kanattı. Kanat güzel güzel sallanıyordu ki pat pat diye sesler çıkarttı. Daha sonra da sallanan kol takılıp kaldı. Çocukcağızların sevinçleri kursaklarında kalmıştı. Kaldırımlara geçip oturdular. Ben de bir kontrol edebilmek için bu tahtadan kuşun yanına vardım. Bir güvercin olarak üstün uçuş sistemlerine sahiptim. Kafes hayatım sırasında paslansa da uçuş tecrübem de hatırı sayılır miktardaydı. Olası sorunları bir bir inceledim. Kanat çırpmak için nasıl buldular bilmiyorum ama aşağı yukarı hareket eden bir piston kullanıyorlardı. İlginç bir çözümmüş. Ancak dostlarımın en büyük hatası tamamen tahtadan bir kanat yapmaları olmuştu. Bu kadar ağır kanatlar bende olsa ben de uçamazdım. Pistonun gücü de yetmiyordu bu ağırlığa. Arkasında bir motor vardı bu pistonun. Biraz düşününce geçenki gürültünün sebebini de buldum. Bu motor olmalıydı. İncelememden sonra çocukları çağırdım. Onlar da bu harika sesin sahibiyle tanışmak istemiş olacaklar ki koşa koşa geldiler. Bir tanesi beni bugünkü gösterimden tanımıştı bile. Bir rüzgâr esti tam o sıra. Koyuldu adım da o ara. Rüzgâr dediler bana. O rüzgârın hatırına. Hoşuma gitmişti bu isim. Bana özgürlüğü hatırlatıyordu. İlgi üzerimden gitsin diye tahta kanatlara gagamla vurdum. Durmam için ellerini uzatmışlardı ki rahatça görsünler diye kanatlarımı açtım. Yusuf eline aldı ben o hâldeyken. Yakından görüp incelemeleri için kanatlarımı açık tutuyordum. Birisi kanatları da çok hafif dedi. O anda aklıma bir şey geldi. Hemen uçup daha önce balkonların birinde gözüme kestirdiğim kumaş parçasını aldım ve geri döndüm. Dostlarım dönüşüme çok sevindi. Kumaşı tahtadan kanada vurarak beni anlamalarını umut ettim. Çocuklar düşünceli gözlerle bir süre bakındılar.
Akşam ezanı okunmaya başladı. Bu çocuklar için eve gitme vakti demektir. Uçaklarını bir garaja. Beni de Yusuf’a emanet ettiler. Yusuf’un evine misafirliğe gideceğim için heyecanlanmıştım. Annesi şaşırsa da Yusuf beni tanıttı. Sonra balkona geçtim. Biraz su ve yiyecek verdiler. Muhabbet kuşları Boncuk ile biraz sohbet ettik. Daha sonra aileye iyi geceler dileyip ertesi gün için heyecanla uyudum. Sabah çocuklarla beraber uyanıp okula gittim. Öğretmenlerine onlarla arkadaşlık ettiğimi anlatsalar da inanmadı sanırım öğretmenleri. Bense her teneffüs kalabalıklaşan seyircime çeşitli gösteriler yaptım dersler bitene kadar. Bu şekilde bir hafta geçti.
Bir okul sonunda daha yine tahta kanada doğru gidiyorduk ki iki dostumun bizimle beraber olmadığını fark ettim. Bu hâlde devam ettik. Çocuklar heyecanla tahta kanadı yerinden çıkarttı. Üzerindeki örtüyü çekmeleriyle benim şaşkınlıkla aşağıya inmem bir oldu. Neredeyse bir haftada baştan yapmışlardı. Kocaman tahtaların yerini daha ince ama sağlam tahta çubuklar almış. Bu tahta çubuklara da büyükçe örtüler bağlanmıştı. Zıplayıp tahta kanada bindiler. Kemal gökyüzüne bir bakış attı ve çalıştırdı. İki dev kanat, ufak ara sokaktan yükselmeye başlıyordu.
Hayalleri var. Tüm çocuklara bu icatlarını öğretip istedikleri kadar yükselmek ve görmek istiyorlar. Koca binaların ya da yüce dağların arasından böylelikle sıyrılıp kendi yolculuklarına başlayabilirler. Bilmek için sadece dinlemek ve okumak yetmez. Aynı zamanda görmek lazımdı ve artık önlerinde hiçbir engel kalmamıştı. Tüm şehirler, göller, dereler ve hatta Kaf Dağı onlar tarafından keşfedilmeyi bekliyordu. Ben de takıldım peşlerine. Kanat çırptık aydınlığa.
Şahin Bora GÜVENSOY
Bu hikâyeyi KPSS'ye çalıştığım süreçte yazmıştım.Umarım ki iki bölümlük bu hikâyenin bitişi kendi hikâyemin başlangıcı olur. Bir sınava değil de yazmaya ve öğrencilere ayrılacak hoş vakitler. Bundan dolayı ben sınava girdiğim anda bu hikâye yayına girmiş olacak. Başarılar kendim ve yol arkadaşlarım.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum teşvik edicidir. Eleştireldir.